Yavaşla Biraz!
Yazılarımı çoğu zaman kendi duygu ve düşüncelerimi katarak, deneyimlerimden harmanlayarak yazarım. Amacım içinde bulunduğum duyguyu okuyucuya aktarabilmektir. Bu nedenle iddiam olmadan, sadece içinizde bir yerlere dokunursa kelimelerim, bir şeyleri tetiklerse o zaman amacına ulaşmıştır niyetim. Bu tetiklenme her zaman çok olumlu olacak diye de bir sözüm yok hiç olmadı. Olumlu, olumsuz kavramları ancak zaman içinde fark edilip yeniden anlamlandırıldığında bir faydası olacaktır. Bunlar şimdilik kullandığımız hızlıca bir şeyleri kaldırdığımız kutular gibidir. Buna psikolojide şemalar deniyor. Okulda da kümeler vardı hani hatırlarsınız.
Bugün iş hayatı şemam, kümemde neler var diye baktım, elime gelen ilk kelime “Yavaşlamak” oldu.
Yaklaşık 20 yıldır çalıştım, kurumsal iş yaşamı dediğimiz kuralları belli, gizli kuralları da sizin bulacağınız, bir şekilde de “siz olmanızın ancak size bağlı olduğu” bir büyük sahne. İçinde çok parametre var burada bunları bir kenara koyup ben sadece içinden “insan”ı almak istedim.
Yavaşlamak benim uzun yıllar hiç de kendime yakın hissetmediğim, açıkcası pek de hoşlanmadığım bir kelime oldu iş yaşamında. Bana öğretilen, hızlı olmak, aktif olmak, proaktif olmak idi. ( Proaktif; kelime anlamı ise öncesinde düşün, harekete geç, bilinçli veya bilinçsiz, sonu olumlu veya olumsuz olsun yeni koşullar oluşturmaya veya mevcut koşulların seyrini değiştirmek için inisiyatif kullanmaya istekli ol)
Bunlar benim kişilik özelliğimin bir parçası, sevmediğim söylenemez. Sadece yeniden anlamlandırmam gerektiğini öğrendim. Yavaşlamanın durmak olduğunu düşündüğüm yıllar benim için kabul edilebilir değildi. Hatta böyle davrananlara da açıkcası kızardım (uygun biçimlerde:)) Fakat öğrendim ki Yavaşlamak, kendi hızını bulmanın mutluluğuymuş aslında.
Zorlanılan durumlardan biri kendini farkında olarak veya olmayarak kıyaslayarak (bir durumla, bir kişiyle, bir zaman dilimiyle gibi) hızını belirliyor olmaktır. Bir başkası ile kıyaslanmanın veya kendini belli bir durumla veya belli bir zaman dilimine göre (geçmişte şöyle iyiydim gibi gibi) kıyaslamanın gelişiminde, dönüşümünde hiç de etkili olmadığı bir duygu sürecidir. Zira zaman zahiri…
Gördüğümüz ve bize öğretilen 24 saat bir gün, 60 dk 1 saat, peki bir düşünelim isterseniz bu zaman dilimleri herkes için aynı mıdır? Peki aynı kişi için her durumda aynı mıdır? Aynı kişi için her ruh halinde aynı mıdır? Her yerde aynı mıdır? (evinizde, işinizde, mutlu bir tatil ortamında, sevgiliyle, sıkıcı bir toplantıda..) Görünen ile içindeki görünmeyenin buluşması hali size, kendi hızınızı buldurur.
Bu hallerin etkilerini, çevremi izlediğimde çoğunlukla, spiritüel şeyler bunlar, yapılamaz, kitabi söylemler görenlere sadece şunu söylerim, “bunlara inanma sadece dene”.
Mesela bir dostumla birlikte sohbetteyiz, gözleri bana bakıyor ama başka yerde, çayı geldi soğuyor, önündeki pastasından çatal almadı. Peki ne oluyor? Şimdi tam buradasın ve nasılsın? diye soruyorum. Gelen yanıt; “evet buradayım da aklım Pazartesi günkü ödememde (Cuma akşamı buluştuk, 3 gün sonrası) Ne yapacağım onu düşünüyorum? “ Güzel peki bu 5-10 dakika bu konuyla ilgili yapabileceğin birşey var mı? Cevaplıyor, “Aslında yok”, devam ediyorum; Peki sadece şu çayını içsen, Şaşırıyor, çayına gerçekten ilk kez bakarak…Nasıl yani? Yani diyorum ki sadece çayını yudumlasan ve başka hiçbirşey yapmasan.???
İşte an’da olmak bu kadar basittir.
Yavaşlarsın, sakinleşirsin.
Çayı içerken çayın ısısını hissedersin, dudağının bardağa deyişini, camın inceliğini, çayın mis kokusunu içine alırsın. Tüm bunlar özünde beynini sakinleştirir, seni yakalandığın “ korku ağından” kurtarır. “Korku ağı” dediğim yer de gerçekten var olan ve beyninin Amigdala bölgesidir, tehlike algıladığında seni korumak ister, birinci görevi seni yaşatmaktır.
Bu işler devam ederken ise beyin düşünemez. Muhakeme yapamaz, bu da tamamen biyoljiktir. Çünkü düşünme, karar verebilme, beynin farklı bir bölgesinde gerçekleşebilen bir durumdur. Alnımızın arkası başımızın biraz üstü olarak göstereceğimiz Prefrontal korteks denilen bölge ne kadar aktif olursa kişi “şu an burada ne oluyor” diye durumun farkında olabilir. İçinde bulunduğu ortamı, şartları, seçeneklerini değerlendirebilir. Yani gerçekten düşünebilir, muhakeme edebilir ve bir çözüme de ulaşma şansı bir önceki halinden çok daha büyük olasılıkla mümkündür.
Yavaşlamak böyle birşeydir. Kendini dinleyebilmek, kendini fark edebilmektir. Fark edersen, anlamak ve çözüm yaratabilmek üzere harekete geçebilirsin. İşte o zaman kendi hızını bulur ve nitelikli işlere imza da atabilirsin.
Uzun yıllar ben kendi adıma çok koşturdum, bazen o kadar hızlı koştum ki soluğum kesildi, kaslarım çok yoruldu. Onları susturmak için elimden geleni yaptım, kendimi şartladım, ağrı kesici ilaçlarımı düzenli aldım. Bu şehrin temposunda çok da normal dedim durumu normalleştirdim. Aileme ayırdığım zaman çok azdı ee tabii onlar için yapıyordum tüm bunları. Kendime zaman ayırabilmem büyük lükstü hatta biraz da suçluluk hissettiren bir durumdu. Sorumluluklarımı ihmal edemezdim de kendime ve en yakınlarıma olan sorumluluğumu ihmal ettiğimi fark etmem biraz geç oldu…
Yavaşlamak ne demek öğrendim…
Bunu öğrenmenin de bedelini ödedim. bedeli ödenen şey sizindir o nedenle öğrendim diyorum.
Baktım bazen unutuyor gibi olurum, hemen hatırlatırım kendime ödediğim bedeli. Çok sürmeden toparlar, yolumdan ilerlerim. Şimdi yeni hızımda, mutlu olduğum kendi hızımda yaşam koşusuna devam ediyorum. Bu koşuda yalnız olmadığımı biliyorum, bu koşu birinin kazanıp birinin kaybedeceği bir koşu değil, bu koşu birlikte ilerleyeceğimiz, hedefimizin ortak olduğu, enerjimizin birbirimizle paylaşarak çoğaldığı bir yolculuk.
Siz de nefes nefese kaldıysanız hadi bir soluklanın artık. Geç değil, geçmiş geçmişte, şimdi ise, kendi mutlu olacağın hızını ayarlama vakti. Kendi hızında, daha hızlı ve daha mutlu olacağın nice anlamlı günlerde buluşmak üzere diyorum, sevgiyle…
“Mari Camgöz”
