Mutlu Olmak İçin, Düşünmek Gerek!

Sokağa çıktığınızda, yüzü asık, mutsuz bir sürü insan ile karşılaşmanız mümkün. Yazılan bütün köşe yazıları, hep “neden mutsuzsunuz” sorusuna yanıt arıyor. Biz, bugün sizinle, daha az sorulan “nasıl mutlu olursunuz” sorusunu yanıtlayacağız.

Şimdi, gözlerinizi kapayın ve hayal edin. Bir ev düşünün, içinde her türlü konfor sizin için hazır edilmiş. Sıcak yaz günleri için klimalar; soğuk kış geceleri için ısıtma sistemleri yerleştirilmiş. Camları, duvarları her bir köşesi en kaliteli izolasyon malzemeleri ile kaplanmış. İçi, göze en hoş gelecek dekorasyon ürünleri ile özenle donatılmış. Tam merkezinde son derece göz alıcı bir havuz, bahçesinde ağaçlar ve odalarında da tarihin en zevkli mimari yapılarından örnekler var. Mutfağında her türlü yiyecek içecek, en lezzetlisinden mevcut. Duvarlarında en zevkli yağlı boya tablolar, avlusunda çeşmeler, bahçesinde atlar, ağaçların üzerinde kuşlar ve sincaplarla bezenmiş.

Üstelik, bu kadarla da sınırlı değil. Sabah, gözlerinizi açtığınızda bir bakıyorsunuz ki, burası sizin eviniz!
İşte ben her sabah kalktığımda kendimi böyle bir evde bulduğum için mutluyum. Sadece benim evim değil, sizlerin de evi: Dünyamız!

Her sabah uyandığımda, Güneş’i gördüğümde çok seviniyorum. Güneş sistemimiz var olduğundan beri, son derece planlı ve programlı bir şekilde her sabah Güneş doğuyor. Odalarımızı, sokaklarımızı, evlerimizi ısıtıyor. Gece soğuğunda buz kesen toprağı ısıtarak canlandırıyor, bitkilerin fotosentez yoluyla bizler için oksijen üretmesini sağlıyor. Üstelik bu kadarla da kalmıyor, bağışıklık sistemimizde çok önemli bir rol oynayan D vitaminini almamıza da yardımcı oluyor.

Sonra sokağa çıkıyorum. Ayağımı yere bastığımda, aklıma magma tabakası ile ayağım arasında duran toprak katmanının neredeyse bir elmanın kabuğu kadar ince olmasına rağmen, ne kadar korunaklı olduğu geliyor.

Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Güneş’ten gelen zararlı ışınlardan ve dünyaya düşebilecek göktaşlarından adeta bir kalkan gibi bizi koruması için özel olarak inşa edilmiş 7 katman atmosfer ile karşılaşıyorum. Uzaydan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı, en iyi güvenlik sistemi ile korunuyor olmak, bana hayatımın her anında korunduğumu hatırlatıyor.

Nefes alıyorum. Ciğerlerime oksijen doluyor. O oksijeni üretmek için, her saniye yeryüzünde yeni çiçekler filizleniyor. Diatom denilen (çıplak gözle görülemeyecek kadar) küçük canlılar, biz rahat nefes alalım diye harıl harıl oksijen üretimi yapıyorlar.

Arılar, sinekler… Her biri yoğun bir koşuşturma içinde. Oksijenimiz azalmasın diye yeni çiçeklerin oluşabilmesi için, var güçleriyle çiçekleri döllüyorlar. Aklıma benim rahat ve güvende yaşayabilmem için çalışan onca sistem geliyor.

Köşeyi dönünce, yeni açmış çiçekler görüyorum. Biri her sabah odanıza taze çiçekler getiriyor diye düşünün. Mutlu olmamanız, imkansız!

Arabada giderken, camdan izlediğim resim sürekli değişiyor. Biri, baktığınız yağlı boya tabloyu her saniye aynı kalitede, daha güzel bir tablo ile değiştirse; her saniye daha güzel bir resme, daha güzel bir manzaraya baksanız, mutlu olmaz mısınız?

Sadece, bu kadar da değil. Evden çıkmadan, kıyafetimi giydiğimde; ilk etapta üzerime bir ağırlık çöküyor. Belki, bu durum beni gün boyu rahatsız edebilir diye düşünürken; bir bakıyorum, saniyeler sonra o ağırlık yok olup gitmiş. Derideki alıcılar, belirli bir süre sonra, cilde temas eden madde ile ilgili beyne uyarı göndermeyi bıraktığı için; derinin kıyafetin varlığına alıştığını ve bu sayede gün boyu o kıyafeti hissetmeyeceğimi hatırlıyorum.

Güzel bir kahvaltı yapmak için, mutfağa ilerliyorum. Sofrada, mis gibi süt! İnekler yemek yemişler, bu yemekten aldıkları besin kandaki dolaşım sistemi aracılığıyla süt bezlerine taşınmış ve süt bezleri de adeta bir fabrika titizliğinde çalışarak son derece kompleks kimyasal süreçler sonucunda kanla taşınan besinlerden kalsiyum bakımından zengin bu harikulade bembeyaz sıvıyı üretmiş…
Süte azıcık bal katayım diyorum, kaşığı balın içine daldırdığımda, elimdeki o 1 çay kaşığının bal ile dolması için arılar tam 60.000 çiçek gezmiş. Üstelik, kendi ihtiyaç duyduklarından çok fazlasını, sırf bize besin kaynağı olsun diye üretmişler.

Ne kadar konforlu bir evde yaşıyorum diyorum kendi kendime. Yaşadığım ortamın, üst düzey kalitesine, içindeki detaylara, her aşaması bir düzen içerisinde işleyen bu sisteme hayran kalıyorum.
Başımı çevirip gökyüzüne bakıyorum. Ne bir kusur, ne bir eksiklik, ne bir çatlak… Her şey en mükemmel haliyle, olması gereken en doğru yerde!

Böylesine iyi bakıldığımız, iyi korunduğumuz, yüksek güvenlikli ve her şeyin en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğü mükemmel bir evde yaşayıp halen etrafımızdaki bu güzelliklerden zevk almıyorsak; belki de güzellikleri takdir etmeyi öğrenmemiz gerekiyordur.
Güzellikleri takdir etmeniz dileğiyle…

“Müge Kanay”

Bunları da beğenebilirsin