EMR-İ AŞK

Emir gelir ve aşk başlar… Kaçış biter.

Kaçtığını zannedersin. Aslında birlikte yaşamaya yönelik isteksiz ya da yeterince istekli olmadığın onca yüreğin ardından kendi rızanla teslim olma zamanı geldiğinde kaçışın son bulur. Kaçamazsın değil, kaçmak istemezsin.

Aşktan kaçmak, henüz tadına bakılmamış bir yemeğe karşı, kesin bir dille “asla yemem” demek gibi bir şeydir üstelik.

Aşk senin hücrelerinin tamamıdır. Kimi zaman varlığını hissetmek, yüksek limitlerde yaşamak istersin, kimi zaman da yok sayarsın. Az kullandığın elin gibidir aşk. Hep oradadır, gerektiğinde kullanırsın, onsuz da olamazsın, varlığınla mucizelerde yaratamazsın işte. Bir gün gerektiğinde kullanılmak üzere bekleyendir o.

Aşkı kullanmak, aşktan beslenmek için egonu doyurman gerekir ya da egondan bıkmış olman. Ego acısı olarak yaşadığın ama daima aşka suç attığın acıların var ya yaşanmışlardan, işte sırf bunlar yüzünden aşkı yok saymak istersin. Aşk hep günah keçisidir. Aşk gelince aklına, o aşk dediğine sahip olmak istersin de olmaz yada yanında tutmayı başaramazsan, tam da burada bir suçlu lazımdır sana ve aşkı suçlarsın.

Bir daha asla dersin. Senin tek gerçeğin aşk olduğu halde onun varlığını reddedersin. Egonun açlığı yaşadıkça tıka basa asla doyurulamaz çünkü. Aşk dediğin kimse, bir cam fanusun içinde daima sana ait olmalı gibi bencil arzuların olur. Bencilleştikçe aşkın kimyasının etkisini azaltır, zamanla da tüketirsin. Değersizleştirirsin. Oysa yaşatılan aşk ile yaşanan aşk aynı değildir.

Ayna yüzü görmemiş insanlar olarak yaşama şeklimiz gelişmişse, hep görmek istediklerimize odaklanırız. Hep isteklerimiz, hayallerimiz, beğenilerimize göre ihtiyaç karşılamak isteriz. Sadece kendisinin ne istediğini önemseyen insanların aşk ile vedalaşması gerçekleşmiş demektir. Sonrada “aşk var da biz mi yaşamıyoruz” yalanına kendimizi inandırırız. Aşık olunacak insan mı var derken kendinizin aşık olunacak bir insan olduğunu unutursunuz bazen. Dedim ya tüm saçmalamalarımız ayna yüzü görmeden yaşamayı tercih etmemizdendir.

Kimdir aşık olunacak insan? Bir kaç kriter aklınıza geldi hemen değil mi? Bana da sorsalar benimde bir iki cevabım var ancak aşık olunacak insan kim biliyor musunuz? Hepimiz. Özelliklerimiz ve farklılıklarımızın hatta benzerliklerimizin önemsenmediği yerde aşk var. Herkes hem aşık, hem maşuk yani.

Adı aşk olan senin olsun isterken acaba o kimi aşk bedeni olarak seçti bilmeden bencillik edersiniz. En mühim ayrılma noktası burası işte. Egosal aşklar ve gerçek aşklar yol ayrımındasınızdır artık. Egosal aşk, adı aşk olan sizinle olmayacaksa onu değersizleştirir, sizi hırçınlaştırır, mutsuz eder, çıldırtır, gerçek anlamda acı çektirir. Gerçek aşk ise bu yazdığım duyguların hiç birinin olmadığı limitlerde yaşanır. Adına aşk dediğinizin üst seviyede mutluluğunu ön plana alırsınız. O kiminle ve nerede mutluysa önemli olmaz. Siz o aşkın sadeliğini, temizliğini zihnin kirletmesine izin vermeden pırıl pırıl tam bir teslimiyette yaşarsınız. Sizin maşuk olarak seçtiğiniz aynı zamanda aşıkta olursa, hayat daha mucizevi gelecektir.

Kahramanlaştırdığınız maşukla kendi küçük mucizelerinizi yaratırsınız ta ki zihin uyanasıya kadar. Bir de Elalem Cumhuriyetine zihnin kirli alarmlarını anlatıp onaylatmaya başlarsanız, aşka veda zamanı gelir. “Beni aramadı” “İlgilenmiyor” “O kim, onun yanındaki?” “Ailesini sevmiyorum” “Buna neden baktın?” “O sana niye baktı” sorularının kendinizce oluşturduğunuz içeriğinden emin olmadığınız cevaplarını dost akraba arkadaş gruplarından oluşan tehlikeli Elalemlere anlatırsanız, bunun amacının mutlaka aşkın tükenmesinden kaynaklı kendinizi haklı çıkartma çabanız olduğunun farkına varmanız gerekir. Bazen de bakışlar ve ilgi alanları diğer insanlara kaymaya başlarsa da aşkın tükenme sinyalleri verdiğini fark etmek gerekir. İşte tam da bu zamanda, aşkın adını daha fazla kirletmeden durum değerlendirmesi yapmanın zamanıdır.

Aşkın dozajının yüksek limitlerde hissedildiği zamanlarda ikinize ait hatıra sandığında birikenlerin içeriği neyse, onunla ilişkiyi devam ettirebiliyorsunuz. Sadakat, güven, saygı ve sevgi birikmişse ilişki boyut değiştiriyor ama sürüyor. Güvensizlik, anlaşmazlık, inançsızlık olursa aşk limiti azaldığında ilişki sürdürülemiyor.

Aşk dediğinizin aşk ile değerini yüceltmekte, egonun esaretinde aşkı değersizleştirmekte sizin elinizde. Aşkı suçlamaktan vazgeçip her gün evden dışarı aynaya bakmadan çıkmayın diyorum. Aynada gördüğün saçın, kaşın, yüzün ellerin ve teninin yaşamasını sağlayan, seni insanlaştıran asıl önemli görüntünüze, ruhunuzun şekline bakın ve beklentisiz, kritersiz aşka teslim olunabileceğini aklınızdan çıkartmayın lütfen.

Kurallarınıza, kriterlerinize uyan bir ilişki peşinde olmak, egonuzun arzusuyla yaşayacağınız ilişki içinde duygunun değil, beklentilerin doyuma ulaştırıldığı sahtelikler barındırır. Cemal Süreya’ nın bir cümlesi ile yazımı tamamlamak istiyorum. “Keşke şöyle yapsaydım belki severdi beni deme. O senin için ne yaptı da sevdin sanki? Akıl işi değil, gönül sevdi mi gerisi bahane…” Aşk varlığını hissettirdiğinde sebebiniz olmayacak, yeter ki tüketmek için siz sebepler yaratmayın. Ölmeden önce yaşamak için en az bir kere aşk olmanız şart. Biliyor muydunuz?

Aşk’ça yaşamanızı dilerim…

“Nazan Arısoy”

Bunları da beğenebilirsin