2+2=5 Mi Acaba?

Tek başınayken kolayca “hayır” diyebileceğiniz bir durumu, kalabalık bir grubun “evet” dediğinde cevabınızın hala “hayır” olacağından eminseniz o kadar da emin olmayın derim.

Sosyal psikologlar son zamanlarda insanların uyumlu olma baskısına direnmek ve uyma karşısında güçlü kalmaktan ziyade, neden diğerleriyle aynı fikirde olmak durumunda hissettiğimizi ve buna göre davrandığımızı araştırmaya yoğunlaşmışlardır.

Soloman Asch gerçekleştirdiği çizgi yargılama çalışmaları, uyma ve direnç gösterme hakkındaki bilgilerimizi zenginleştirme konusunda oldukça katkı sunmuştur.

Deney kısaca aşağıda göreceğiniz iki görsel üzerinden gerçekleştirilmiştir. Çok basitçe Hedef Çİzgi ile karşılaştırma çizgileri arasında benzerliği tespit etmek üzere olan aslında oldukça kolay ve biraz da “sıkıcı”denebilecek de bir çalışma yapılan bir manipilasyon ile birdenbire bambaşka sonuçlar vermiştir.
Özetle; Kendinizi yedi yada dokuz başka katılımcının da olduğu bir grubun içinde buluyorsunuz.
Araştırmacı size çeşitli çizgileri karşılaştıracağınız konusunda bilgi veriyor. Hedef çizgi çok net bir biçimde gözüküyor tek bir kartta. Karşılaştırma çizgileri içinde de A B C olarak üç ayrı çizginin içinde de bariz bir şekilde Hedef çizgi ile aynı olan ilk bakışta kolayca ayırd edilebiliyor.

Birinci deneme, hepimiz bildik.

İkinci deneme , hepimiz yine bildik. (EEE böyle mi devam edeceğiz şimdi…sıkıcı yanı bu kısmı )
Üçünce deneme, ilk katılımcı bariz bir şekilde yanlış cevap veriyor!!!!! (Bu kez biraz daha dikkatli çizgiye yeniden bakıp yok yanlış cevap verdi diye kendinizi ikna ediyorsunuz) İkinci ve üçüncü kişi de ilk kişinin yanlış cevabını vermeye başlayınca (katılımcılar kör mü yahu…diye düşünüyorsunuz)
Cevap sırası size geldiğinde kritik an; Diğerlerinin cevabına (cevapların yanlışlığından emin olsanız dahi) uyar mısınız? Yoksa o cevabı veren tek kişi olsanız da kendi kararınıza sadık kalır mısınız?

????????………………………….

Çalışmanın sonuçları gösteriyor ki, çoğunluğun yanlış olduğu açıksa da bu gibi koşullarda uymaya karşı koyabilmek oldukça güçtür. En fazla kendine güvenen kişi dahi (doğru cevabı vereceği konusunda) yapılan araştırmalar sonucunda katılımcıların %76’sı en az bir kez çoğunluğun verdiği yanlış cevaba uymuştur.

Deneyin videosuna bu linkden ulaşabilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=ZMqm8yAahYA

Asch bu çalışmanın yanı sıra bir çalışma da hiçbir işbirlikçinin olmadığı (bir önceki grupta sadece kendiniz konuyu bilmiyordunuz oysa grubun diğer üyeleri bilerek yanlış cevap vererek sizin tepkilerinizi ölçtüler) bir deney düzenliyor. Bu kez işbirlikçi yok ve doğal ortamda hiçkimse yanlış cevap vermiyor, deney ise çok kolay…

Asch bu çalışmasında olağan şartlarda bireyler çizgileri eşlerken %1’den daha düşük oranda hata yaparlarken, grup baskısı altında bulunan, azınlık konumundaki katılımcıların, seçimlerin %36.8’inde aldatıcı çoğunluğun yanlış yargılamalarını kabul ettiklerini ortaya koymuştur. (Asch, 1955:32-3)

Tabii bu çalışma içinde birçok alt düşünceyi, tutumu barındırmaktadır. İlk etapta bizde oluşan yargı kişinin grubun baskısına dayanamadığı yönünde ve bir gruba ait hissetme ihtiyacının herşeyin önüne geçmesi ve ayrık otu olmak istememesi nedeniyle gruba uyduğu düşüncelerini ve yorumlarını yaptırıyor. Günümüzde halen gerçeklik ve geçerlilik payının oldukça yüksek olduğu bu çalışmanın yapıldığı yıllar 1950 olsa da geçen 67 yıl durumun büyük oranda farklılaşmadığını da gösteriyor.

Çalışmanın alt detaylarına bakar isek buralarda önemli bilgiler yer almaktadır.

Katılımcı, bir yanlış cevap veren kişi olduğunda bağımsız bir şekilde cevap vermiş ve neredeyse tüm denemelerde doğru yanıt vermiştir. Karşısındaki yanlış cevap veren kişi sayısı iki olduğunda, yanlış yargıya uyma oranı %14 olmuş, bu sayı üç kişiye çıktığında ise bu oran %32’ye kadar çıkmıştır. Fakat ilginç olan üç kişinin üzerine sayı onbeş kişiye kadar da çıksa bu oran az da olsa düşmüştür. %31.
Aynı çalışmanın 6-8 yaşlarındaki çocuklar ile yapılmasında alınan netice, bu yaş aralığı çocukların yanlış cevaba uyma oranı %42 iken 15-17 yaş arasındakilerde ilginç bir şekilde yanlış cevaba bir uyma görülmemiştir. (Ergenleri seviyorum:):):)) Kadınların uyma oranı erkeklere oranla daha fazla çıkarken, kolektivist ülkelerdeki uyma eğilimi bireyci kültürlere göre daha fazla olmuştur.

Bu çalışmanın ilgi görmesinin önemli sebeblerinden biri de (affınıza sığınarak) “koyun gibi uyma” durumlarıyla ilgili sağlam bir açıklama zemini sağlamış olması olduğu söylenebilir.

Gustave Le Bon : “Kalabalık içindeki bir birey, diğer kum taneciklerinin arasında rüzgarın istediği zaman savurabileceği bir kum tanesidir” (1895:13) diye ifade etmiştir durumu.

Öyleyse aslında uyma davranışının, söylenildiği belki de yüceltildiği kadar iyi bir davranış olmadığı ve genellikle insanlığın karanlık yanıyla ilişkilendirildiği de düşünülebilir.

Peki uyma gerçekten de korkaklık ve güçsüzlüğün bir yansıması mıdır?

Diğer insanların söyledikleri açıkca yanlış olduğu zamanlarda bile onların söylediklerini ciddiye almak gerçekten koyun gibi davranmak mıdır?

Konuya biraz da eleştirel bir bakış ile baktığımızda aslında görünenin ötesindekileri de görebiliyoruz, anlayabiliyoruz.

Bu çalışmaya katılan kişilere bazı sorular yöneltildiğinde durum biraz daha aydınlanıyor sanırım.
– Yanlış cevaba kolayca uyum gösteren katılımcılara bunu neden böyle yaptıkları sorulduğunda verdikleri genel yanıt;
“Çoğunluğun doğru olduğunu düşünmelerine rağmen aptal gibi görünmek istemediklerininden ya da aykırı olan kişi olmak istemediklerinden gruba uyum gösterdikleri söylenmiştir. “
Bazıları;
“ çalışmanın sonuçlarını – bozmak- istemediklerini belirtmişler”
“ Hemfikir davranarak herkesin yararına olacak şekilde davrandıklarına inanmışlardır. “
İlk katılımcının yanlış cevabı üzerine ikinci ve üçüncü katılımcının da yanlış cevap vermesi üzerine “muhtemelen ilk katılımcının aptal gibi görünmesini istemedikleri için uyma davranışı gösterdikleri sonucuna varılmıştır”

Hepsinin ortak görüşü ise bu kadar insan hatalı olması akıl almaz bir şeydir. Kendilerini “ ben yanlış düşünüyor olmalıyım” fikrine ikna etmişlerdir.
Yapılan bu araştırmaya biraz eleştirel bakıldığında görülüyor ki; insanların körü körüne ve edilgen biçimde çoğunluğu takip ettiklerini iddia eden açıklamaların, bu deneyimin nasıl birşey olduğunu açıklamak konusunda yetersiz kaldığıdır.

Kimse arkasına yaslanıp öylece çoğunluğun onları bastırmasına izin vermemiştir aslında.

Aksine içinde bulundukları durumu eleştirel bir gözle değerlendirmiş ve kendilerinin gördüğü ile çoğunluğun cevapları arasındaki çok büyük uyumsuzluğu çözmelerini sağlayabilecek bir teori geliştirebilmek için aktif biçimde uğraşmışlardır.

Başka bir açıdan bakıldığında da birey, diğerleriyle paylaştığı bir dünyayı deneyimlemek üzere gelir. İçinde bulunduğu çevre ile aynı şeyi algıladığını bilmek ister, birlikte aynı nesneye yönelir ve on nesnenin aynı özelliklerine tepki gösterdiğini fark eder.

Asch bu durumu daha net şöyle ifade eder: “ Grup, ortamdaki koşulların bir parçasıdır. Bunu hesaba katmamak, birinin onun tarafından herhangi bir şekilde etkilenmesine izin vermemek, inatçı bir yaklaşım olmuş olurdu. (1952:484)

Bir yandan da insanların eğilimi ve ilgisi gruba karşı koymayı ve gruptan farklı düşünmeyi sağlayanın ne olduğundan çok gruba uymayı sağlayanın ne olduğunu anlama yönündeki merakıdır.

Tüm bunların yanında diğerleri tarafından onaylanmanın insanoğlunun bir ihtiyacı olduğunu ve bunu önemsediğini kabul etmek yerinde olacaktır.

Günümüzde karşı koyma istekliliği ve bunun eyleme geçmesi o yıllara göre daha yüksek bir seviyeye gelmiş olsa da hala bu çalışmanın izlerinin büyük bir bölümünü bizlerin de içimizde bir yerlerde taşıdığı kuşkusuz.

Kimi durumlarda olaylara, durumlara verdiğimiz tepkilerimiz, davranışlarımız sıkı sıkıya bağlı olduğumuz değerlerimizden, tutumlarımızdan farklı da olabilmekte. Bağlam dediğimiz konu sanırım asıl çerçeveyi oluşturan. Bağlam değiştiğinde, yapı değiştinde “ sistem değişiyor”, tıpkı hayat gibi.

Aradığımız çoğu zaman statiklik iken hayat bizleri dinamik olana ve doğal bir belirsizliğe sinsi sinsi alıştırıyor…Bizlere düşen ise sanırım gözlemde kalıp, görünenin ötesine odaklanmak ve araştıran, düşünen aynı zamanda hisseden bireyler olarak yargıdan uzak kalmaya özen göstererek, diğer insanların da bizler için önemine farklı bir bakış ile yaklaşıp, gördüğümüzün doğrulanmasına da ihtiyaç duyabileceğimizi kabul edebilmektir. Ne dersiniz?

“Mari Camgöz”

Kaynak: Asch, S.E (1952) Social Psychologi. Englewood Cliffs, NJ:Prentice -Hall
Asch, S.E (1951) “Effects of group pressure upon the modification and distortion of judgment”, in H.Guetzkow (ed.) Groups, Leadership and Men. Pittsburgh, PA: Carnegie Press.pp.177-90
Bunları da beğenebilirsin